HAKKANİYET

nsanın insanca değer yargılarıyla donanıp, insanın insanca değer yargılarıyla yaşadığı sistemin adıdır. İnsanların toplumsal üretim araçlarıyla üretip, toplumsal paylaşmayı yaşadığı düzenin adıdır.

Bakara suresi 286. ayette şöyle buyurur: “Allah hiçbir benliğe yaradılış kapasitesinin üstünde bir yük yüklemez. Teklifte bulunmaz.” Her benliğin yaptığı iyilik kendi lehine işlediği kötülük kendi aleyhinedir. Kişinin hem kendisi hem başkaları için kazandığı onun lehine, yalnız kendi nefsi için kazandığı onun aleyhinedir. Kişinin kendi emeğiyle kazandığı lehine başkalarının sırtından kazandığı aleyhinedir. Ey Rabbimiz! Eğer unutarak veya yanılarak hata yaptıysak bizi hesaba çekme.

Necm Suresi 39. ayet: “Gerçek şu ki insan için çalışıp didindiğinden başkası yoktur. Hakkaniyette herkes kendi yeteneği çerçevesinde kaldırabileçeği bir iş yapmakla mükelleftir. Kendisi ve toplum için üretmek ve üretileni paylaşmak lehine olacaktır. Ama sadece bencilce kendini düşünmek ise kaybına sebep olacaktır.” Kutsal değer emek, insanın elinin emeği, alnının teri, gözünün nuruyla ürettiğiyle geçinmeli başkalarının emeği ile geçinmemelidir. Başkalarını sömürerek insanların sırtından geçinmek ilahi yasaya göre aleyhine olacaktır. Dört kapı kırk makam öğretisinin şeriat kapısının üçüncü makamı helal kazançtır. Başkalarının emeği olan kazanç helal değildir. Herkes kendi emeğiyle geçinmeli. Herkes kendi emeğiyle geçinirse sömürü olmaz. Sömürünün olmadığı yerde ise zulüm olmaz.

En büyük mucize insanın akıl nurunu ve bedenini kullanarak emeğiyle yarattığı değerlerdir. İnsanlar hep birlikte akıl ve bilimin yolunda ürettiği değerleri paylaşmalı hakkaniyetçi bir yaşam kurmalıdır. Sömürünün, baskının, zulmün olmadığı, parası olmadığı için hastane kapılarında kimsenin kalmadığı, çöplerde ekmek toplamadığı, dışlanmadığı, hor bakılmadığı bir dünya kurmak için bütün insanlık el ele gönül gönüle vererek sevginin, paylaşımın, hoşgörünün, barışın olduğu, insanın insanca değerle yaşadığı bir dünya kurmak için gayret sarf etmelidir.
Bunun için mücadele etmeyenler sömürünün, zulmün veballerini üzerinde taşırlar. Dünya üzerindeki bütün güzellikler bütün insanlara aittir. Bu güzelliklerden sadece bir bölüm insanın faydalanması insanlık değerlerine ters düşer. Dünya hepimizin ise özel mülk yerine dünyayı bütün insanların kamu mülkiyeti haline getirmeliyiz.

Alevi inancının insanı kâmil aşamalarında olan dört kapı kırk makam öğretisinde üretim ve sosyal paylaşım düzeni şöyledir:

Şeriat kapısı düzen anlamına gelir. Düzen kurallarla sağlanır. Düzenden maksat insanların huzur, mutluluk, barış içinde yaşamalarını sağlamaktır. Bu kapıdaki insanlar ham insan olduklarından bencil olurlar ve her şeyin kendisinin olmasını isterler. Bu istekte dünyayı yaşanmaz hale getirir. İsteklerini elde etmek için her yola başvurabilirler. Bu kapıda insanların düzenli bir şekilde yaşamaları için terbiye edilirler. İnsanların kurallarla disipline edildiği aşamadır.

Bu aşamadaki insanlarda bu senindir bu benimdir anlayışı vardır. Tarikat kapısında hem senindir hem benim. Marifet kapısında hepimizin. Hakikat kapısında ihtiyacı olanındır.

Tarikat kapısında herkes yol kardeşi olduğunda, bu kapıda senlik benlik biter. Paylaşmayı öğrenmiş insanlar birbirlerine hizmet etme yarışına girerler. Varlıklarını birbirleriyle paylaşırlar. Çünkü dünya paylaşıldıkça güzelleşir. Sömürü diye bir şey kalmaz. Şeyh Bedrettin’in de dediği gibi: “Yar yanağında gayrı paylaşmalı her şeyi.”

Marifet kapısında artık kişi kendini bilen, dünya nimetlerinin bütün insanların olduğunu ve bunların paylaşılmasını isteyen insan haline gelir. Hep birlikte üreteceğiz. Hep birlikte paylaşacağız dediği aşamadır.

Hakikat kapısı, hakkaniyetin yüreklere, benliklere ve dile kazındığı kapıdır. Sınıfsız, makamsız ve mevkinin olmadığı yaşam yeridir. Dünyadaki bütün insanların hep birlikte üretime katıldığı ürettiği, ürettiğini de paylaştığı sistemdir. Paylaşmayı bilen insanların yürekleri sevgi ve şefkat doludur. Paylaşmayı bilmeyen, malları biriktirip daha çok kar elde etmek için fırsat bekleyenler ise katı ve insafsızdırlar. Adiyat Suresi 8. Ayet şöyle buyurur: “O mal ve servet arzusu yüzünden alabildiğince katıdır.”

Hakkaniyette din, dil, ırk, cins, renk, inanç ayırımı yapmadan, herkes kendi inancında ve düşüncesinde özgür, üretimde beraber, tüketimde hakça paylaşım içerisinde yaşar. Düşünün bir iş yerinde farklı milletlerde insanlar beraber çalışıyorlar. Birlikte üretiyorlar. Birlikte paylaşıyorlar. Herkes inançlarını inanç yerlerinde yerine getiriyor. Herkes birbirinin inancına saygılı, hoşgörülüdür. İslamı, hiristiyanı, musevisi, ateisti, mecusisi ve diğer inaçlara mensup bütün insanlar hep birlikte bir fabrikada çalışacak herkes birbirine hizmet edecek.

Yaşamın güzelliği kadın ve erkeğin birlikteliğiyle mümkün olacaktır. Onun için kadın yaşamın her alanında ne zaman yerini alırsa işte o sade yaşam ancak o zaman kurulur. Çünkü varlığın varlığı zıtlar bütünleştiği zaman gerçekleşir.

Hakkaniyet sisteminin merkezinde insan olacaktır. O zaman bütün güzellikler insanların güzel yaşaması için olacaktır. İnsanların güzel yaşaması da her şeyin hak ve adalet içinde olmasıyla mümkündür. İnsanın güzel yaşaması demek dünya üzerindeki ekolojik dengeyi tehlikeye atmakta olmamalıdır. Güzel yaşam ekolojik dengenin korunmasıyla mümkündür. Hakkaniyet her şeyde hak ve hukuk demektir. Bunun için insan hak ve hukukuna riayet etmek, bütün canlıların hak ve hukukuna riayet etmek, ekolojik dengeyi bozmamak gerekir.

Dünyanın güzellikleridir dünyayı güzel kılan. İnsanoğlu aşırı isteklerini karşılamak için acımasızca dengeyi bozmaktadır. Bozulan denge kendi dengesini kurmak için insana zarar vermektedir. Bütünü korumak ona zarar vermemek ancak asr-ı saadetle yani hakkaniyetle mümkündür.

İnsanlığın huzuru ve mutluluğu bulabilmesi için, insanın kötü duygu ve düşüncelerden arınıp, güzel duygu, düşünce ve davranışlarla donanması gerekir. Zaten insan olabilmenin tek koşulu, insanca değerle donanmakla mümkündür.

İnsan bu âleme halifedir. Halifeden maksat hak ve adaletle yönetmektir. Bu yönetim sadece insan için değil bütün canlılar için geçerlidir. Maide suresi 8. ayette: “Ey iman edenler. Adalet ve dürüstlüğün tanıkları, Allah için kollayıp gözetleyenler olun. Bir topluluğun kinciliği sizi adaletsiz davranmaya asla itmesin. Adaletli olun.” denilmektedir.

Yüce yaradan bütün varlığını bizimle paylaşmasına karşın, bizler bencil ve benlikten kurtulamadığımız için, yaşamı paylaşamadığımızdan yaşamı kendimize zulüm yapıyoruz. Oysa varlıklara sahip olmak için değil onları paylaşmak ve ihtiyacımızı karşılamak için vardırlar. Paylaşabilmek için üretmek gerekir. Üretmek de el birliğiyle kolektif olmalıdır.

Hepimiz kâinatın o yüce varlığın birer parçası isek, varlıkta aynı değil miyiz? İşte bunun bilincine varabilirsek. Herkes birbirinin varlığıyla aynı ise o zaman birbirimize hizmet kendimize hizmet olacaktır. Kendini ayrı gören gayrıdır. Gayrı olanda yalnızdır. Yalnız olanda mutsuzdur.

Dünya üzerindeki madenleri, bitkileri ve diğer varlıkları belli tekniklerle, bilimsel metotlarla insanın hizmetine sunulmasını fen ilmi yapar.

İnsanın güzel değerlerle donanıp bunları haline davranışına yansıtmasına da ahlak diyoruz. Bu iki unsuru birleştirirsek o zaman o güzel yaşamı kurabiliriz. Hakkaniyet hak olur yaşamımızda.

Dünyayı güzelleştirmek biz insanların elindedir. Güzel düşünen güzel bakar. Güzel bakan güzel görür. Güzel gören güzel hisseder. Güzel hissedense yaşamı halde sergiler sözde değil. Davranışta güzel insan olur. Güzel insan ne kadar çoğalırsa dünyamızda o güzel sisteme hakkaniyete o kadar yakın zamanda varır insanlık. Güzel sistem güzel insanlarla var olacaktır. Güzel insansa güzel değerlerle donanmakla ancak olur. Güzel değerlerle davranışta kendini bulunca insan işte o zaman insan olur. Güzelliklerle donanan insanlar güzel insanlar yetiştirmeli insanları güzelliklere sevk etmelidirler.

Ali İmran suresi 114. ayette: “Allaha ve ahiret gününe inanırlar. İyilik ve güzelliği belirlenmiş olanı emrederler. Kötülük ve çirkinlikten vazgeçirmeye çalışırlar. Hayır, işlerde yarışırcasına koşarlar işte bunlar hakka ve barışa yönelik hizmet üreten iyi kimselerdir.
Güzel insan olmak kamalata varabilmek için yürek sevgiyle dolacak. Kâinata sevgiyle bakanlar ancak her şeyi sevebilirler. İnsan sevdiği şeyi kırmaz, incitmez,sömürmez,zulüm yapmaz. Sevgiyle baktığın her şey sana sevgiyle bakar.

Tanrı insanı sevgisiyle en güzel surette yarattı sevgiyle süsledi, bezedi. Her şeyi sevgiyle insana verdi. İnsandan da her şeye sevgiyle bakmasını ve sevmesini istedi.insan hoş görüyle bakacak.hoş görecek hoşgörüyle bakmayan hoşgörü bekleyemez. Merhametli olacak. Şefkatle donanacak. Muhabbet kar olacak. Kin, kibir, buğuz, haset, kıskançlık, çekememezlik, bencillik gibi kötü duygu düşüncelerden arınacak. Din, dil, ırk, cins, inanç ayırımı yapmayarak bütün insanlara yüreğini açacak.

Büyüklük taslamayacak, kibirli olmayacak. İnsanoğlu içinde lağım taşır. Öldükten sonra leş gibi kokacak. O zaman bu bedenle niye gurur ve büyüklük taslayalım ki. Alçak gönüllü olmak kadar güzel bir mevki olamaz. Kimseye kötü söz söylemeyecek. Yalan demeyecek. Edepli olacak. Eline. Diline. Beline sahip çıkacak. Güzel insan yaratmadan güzel sistem yaratılamaz.

HZ. ÂLİ’NİN HAKKANİYETÇİ YAPISI

Keremler sultanı Aliyyel Murteza’nın insanlığa örnek olan hakkaniyetçi yapısına bir bakalım:

Evliyaların sultanı, güzel davranışların sembolü, ilmin güneşi, evliyaların başı, Hz. Ali halife olunca, hazineye atadığı ammara kimsenin kimseden üstün olmadığını üretime katılan herkese üç dinar vermesini söyledi
.
—Bana bile üç dinar vereceksin Ya Ammar!, dedi
Bu isteği alan ammar hazineye birkaç kişiyle birlikte giderek beytülmalde dinarları sayarak teslim alır. Üretime katılan ve geçmişteki yararlılıklarından dolayı hazineden para alanlara üçer dinar verir.

Hiç kimsenin kimseden üstün tutulmadan bazılarına zor gelir. Bunu kendilerine yediremezler.

Sehl bin huneyf Hz âliye
—Ya Emir-ül Mümin’in bu adam dün benim kölemdi onu ben azat ettim. Bana ne verdiysen ona da onu verdin, dedi.

İlmin güneşi, eşitlik kapısının sembolü Hz Ali: “Evet sana ne kadar verdiysem ona da o kadarını verdim. Hiç kimse bir başka kimseden üstün değildir. Yüce yaratanın insanlar arasında ayırımı yok ise bizlerin arasında da olmamalıdır.”

Zübeyir, Talha, Abdullah bin Ömer said as ve niceleri bundan hiç hoşnut olmadılar.
Velit bin utbe de bunlardan memnun olmayanlardandı. hz âliye gelerek halife osmanın kadar vermesen seni bırakır şama gider muaviyeye katılırım dedi.

Diğer yandan Talha zübehir, Abdullah hazineye gelerek memurlara
— Bu belirlenen miktarı siz mi veriyorsunuz yoksa Emir-ül Mümin mi?
Memurlar: “Biz onun emri olmadan hiçbir şey yapmayız.”

Daha sonra Hz. Ali’yi arayarak o güzeller şahını buldular. O kâinatın sırrı bir işçiyle birlikte çalışmaktaydı. Hava çok sıcak olduğundan gölgelik bir yerde konuşmak istediler. O güzel şah onlarla birlikte gölgeye geldi. Çalışan işçiye de istirat etmesini söyledi.

Gelenler Kevser sultanına: “Bizim Resulullah’la yakınlığımız var. Savaşlarda bulunduk. Ne Ömer böyle verirdi ne de Osman. Sen bizi herkesle bir tutuyorsun” dediler.

O güzel şah: “Benden önce mi İslam oldunuz?” diye sordu
Gelenler: “Hayır!” dediler.

—Sizler peygambere benden daha mı yakınsınız?
Onun senden daha yakını yok, dediler
Müşriklerle yapılan savunma savaşlarında benim kadar mı savaştınız?
Senin gibi savaşan yoktur, dediler.
O Şah-ı Velayet Aliyyel Murteza:
—And olsun ki Allah’a benimle işçim arasında bile fark gözetmem ben, dedi.

O güneş timsali, keremler sultanı, güneş gibi hiçbir zaman insanlar arasında ayrım yapmaksızın Hakkaniyetçi bir yaklaşımla hareket etmiştir. Sömürüsüz, ayırımsız; Hakk ve adaletli bir yaşam için…