Binali Doğan Dede

AKIL VE DİN( Rah-ı Hakikat Kitabından)

“Bilimin açtığı her kapının ardında

İnsan tanrıyı daha iyi görebilmektedir”

Einstein

 

Mûsa dedi: "Eğer aklınızı işletirseniz O, doğunun, batının ve bunlar arasındakilerin de Rabbidir.”

Şuara Suresi; Ayet 28

 

Dini değerlendirirken cesaretle aklımızı kullanmalıyız.

Dinler konusunda aklını kullanan en cesur ve kudretli insanlar olarak Peygamberleri görmekteyiz.

İnsanlar ancak akıl marifetiyle her olguyu farkına varıp değerlendirebilir.

Din akıl ile muhkemdir.

Samimi inanç; aklın idrakini gerektirir. Dinde ilahi mesajlar, hissi duygular baskın olmakla birlikte yine de akıl marifeti ile algılanır. Ancak ilimde nedensellik vardır, oysa Allah nedenlerin üstünde yaradılanın cevheridir. O hiçbir nedene tabi değildir. O nedenle Allah’ı akıl ile keşfetmek, tarif etmek pek de mümkün değildir.

Din; Manevi duygular ve değerler bütünüdür. Aynı zaman da itikât, iman ve ibadet esasları ile yaratıcı kudret ve kulu arasındaki münasebettir. Din gerçek mana da adil bir Hâkim’in manevi yasasıdır. İnanç, bir akıl ürünüdür. Aklı olmayanın inancı olamaz. İnanç, aklın Tekâmül’ü sonucu oluşmuştur. Akla inanmak ve akla güvenmek esastır. Gerçeğe ulaşmak, gerçek soruları ve gerçek cevapları gerektirir. Din, bilim ve uygarlık paralelinde yenilik ve ilerleme kaydetmez ise, çağın gerisinde kalacaktır. Bu sebeple, cevabı olmayan, karşılığı verilemeyen ve inandırıcılığını yitiren yetersiz bir konuma düşer. Hâlbuki yaratıcı kudret, her an kendini yenilemektedir. Çünkü O, Hay’dır, hayatın kendisidir.

 

“Göklerde ve yerde kim varsa ondan ister. O, her an yeni bir iş ve oluştadır, şan ve tecelli üzerindedir.”

Rahman Suresi; Ayet 29

 

“O’nu [Âdem’i] belli bir kıvama erdirip içine ruhumdan üflediğimde önünde secde ederek eğilin.”

Sâd Suresi; Ayet 72

 

Mağara döneminin bilinçsiz insanı, aklını kullanmaya başladığında, bilinç ve düşünce marifeti ile Âdem şahsiyet kazanmıştır. İnsan belli bir evrim sonucu gelişimini tamamlayıp, aklın tekâmülü neticesinde idrak edebilen şuurlu bir varlık vasfına Âdemile ulaşır. Aynı zamanda, tanrısal kişilik ve şahsiyet kazanır. Yine o safhada Âdem’de, Tanrı bilinci oluşur. Dolayısıyla, artık Âdem, ruhaniyet ve ulûhiyet kazanmıştır. Yani insanların bilince ulaşması Âdem olma safhasıdır. Yoksa Âdem’in hamurunun kalıba dökülüp kuru bir iskelet halinde canlanması ve Havva annenin de, Âdem babanın sol kaburgasından yaratılması insanı düşündürmez mi? Bu, yaradılış yasasına uymadığı gibi, yine Kur’an’ın beyanına da uymamaktadır.

 

“Biz her canlı şeyi sudan oluşturduk.”

Enbiya Suresi; Ayet 30

 

Yine Kur-an’ın bir ayetinde

 

“Biz insanı nebat gibi, yani bitki gibi yerden bitirdik’’ Nûh Suresi; Ayet 17